19 Teşrin-i Evvel,8. Sayı,3. Say

İzmir Fecayii

İzmir fecayiine dair resmi raporlardan bazıları

İzmir Jandarma Alay Komutanı Süreyya Bey'den 19/5/1919 tarihiyle Umum Jandarma Kumandanlığına varid olan (yeni gelen) şifre suretidir.

Mayısın 15. günü Yunan Askeri tarafından İzmir şehrinin işgali esnasında İslam ve Türk anasırına (unsurlarına) karşı tarihte misli gayr-i meşhut (benzeri görülmemiş) cinayet ve fecayi icra ve yüzlerce ahali ve yüzlerce zabitan (subaylar), kadın ve çocuklar şehit ve pek çok emvalin yağma ve tahrip edildiği.

Hükûmet ve kışla tahd-ı muhasaraya (kuşatma altına) alınarak saatlerce müthiş tüfek ve mitralyöz ateşleri açıldığını ve ateşin hitamında Valinin nezdinde tecemmü etmiş (yanında / makamında toplanmış) olan bilumum memurin-i hükûmet ve jandarma heyeti süngüler altında aşağı indirilerek Vali (*) de dahil olduğu halde hunhar (kan dökücü) asker-i Yunaniye ile çocuklarına varıncaya kadar teslih edilmiş (silahlandırılmış) olan yerli Rum ahalinin küfür, tahkir, tehdit, darb ve hakaretleri altında başları açık ve cebren " vito Venizelos" diye bağırmaya icbar edilerek (zorlanarak) rıhtım boyuna sevk ve teşhir ve esna-yı sevkde (sevk sırasında) muhafız süngülü askerlerle bunlara iltihâk eden müslih ( katılan silahlı) yerli Rum ahali tarafından , yegân yegân kâmilen (tek tek tamamen) soyularak herkesin üzerindeki paraları ve kirli mendillerine varıncaya kadar gasb ve çocukların ayakkabıları ile carıkları da ahz olunduğu (alındığı) ve zabitan-I askeriye ile Kolordu Kumandanına da aynı muamele-yi tahkiriye (aşağılayıcı davranışlar) yapıldığı ve akşama kadar Anadolu deposunda tevkif olunarak akşam kışlaya sevk edilerek on gün orada aç ve susuz tevkif edildikten (tutulduktan) sonra Fransız ve İtalyan jandarma ve zabitanının tavassutuyla (aracılığı ile) serbest bırakıldık. Uladan (baştan) beri ahval ve şeraiti arz ettim. Yerli Rum ahali ve Yunan askerilerinin kudurmuş bir hırsla gözleri dönmüş olduğu halde islamları öldürüp vahşiyane hareketlerde bulunarak, adalet ve beşer-i medeniyet için gelmiş olduğunu söyleyen Yunan ordusu tarihte ebediyyen lânetle yad edilecek surette hükûmet-i bağiyaneye (eşkıyaca hükmetmeye) iştirak etmiştir.

18 Mayıs 35 tarihinde Osmanlı hükûmeti tekrar teessüs edip ifa-yı vazifeye davet edilmiş (görevinin başına çağrılmış) olmakla bu gün yağma dolayısiyle harabezar hale gelmiş olan dairemize muvasalat ettik (ulaştık) Bu ahvali bütün ümera, jandarma zabitanı ve ahali müşahade etikleri (gördükleri/ şahit oldukları) gibi bilumum düvel-i muazzama (büyük devletler) mümessil ve zabitanı da İzmir fecayi ve vakayiini görmüşlerdir. Mülhakattan (çevreden / bağlı birimlerden) henüz haber alınamamıştır. Torbalı, Seydiköy, Urla, Cumaovası ve Nif taraflarında Rumlar ahali-i islamiyenin erkeklerini kâmilen katl ve emvallerini yağma etmektedirler.

Bu hakaretlere maruz kalmış olan jandarma heyetinin İzmir'de ifa-yı vazifeye devam etmeleri muvafık ve sahih (uygun ve doğru) olamayacağından , başta acizleri bulunduğu halde derhal buradan tebdile (değiştirilmemiz) ve yeni bir heyetin süratle sevki (acele gönderilmesi) ve iki güne kadar cevap itası ehemmiyetle maruzdur (cevap verilmesi önemle arz edilir).

İzmir Jandarma Alay Kumandanı Kaymakam Süreyya

(*) Vali Kambur İzzet: İzmir'in işgali sırasında duçar-ı tariz olunmasından dolayı kendisine Yunanlılar tarafından 15 000 Altın zarar-ı maneviye verilmiştir. İrade-i Milliye gazetesi de bunun zarar-ı maneviye mi ? yoksa Mükâfat-ı ihanet mi ? olduğunu merak etmiştir..

İzmir fecayii

20/5/1919 tarihiyle İzmir'de 17. Kolordu Kumandanı Mirliva Ali Nadir Paşa'dan Harbiye Nezaretine varid olan şifre rapor suretidir.

İngiliz amirali "Galtrop"'dan 14/5/1919 öğleden evvel saat dokuzda aldığım notada İzmir istihkâmatıyla (istihkamlarıyla / korunakları ile) tedabir-i askeriyeye haiz (stratejik /askeri yönden önem taşıyan) arazinin şerait-i mütarekenin 7. Maddesine (*) tevfikan (uygun olarak) düvel-i mütelife kıtaatı tarafından (uygun olarak itilaf devletleri askeri birliklerince) o gün önleden sonra işgal edileceği ve keyfiyyetin Babıali'ye bildirildiğinin beyan edilmesi üzerine keyfiyyet makam-ı nezaret-i celilelerine bizzat arz edilmişti.

Cevaben Amiralin bu teklifinin " şerait-i mütareke ahkâmı ( hükümleri) içinde olmasıyla muvafakat edilmesi lüzum-u tabiidir (razı olunması lâzım gelir)" buyurulmuş ve bu işgalin muvakkat bir mahiyeti haiz olmayıp (geçici bir içerik taşımayıp) bir Yunan işgaline mazhar olacağının kat'iyyen müevvel ( kesinlikle yanlış yorumlanmış / yanlış anlam verilmiş) )olduğu ve bu hususta şayianın devranı (söylentilerin dolaşması) hakkındaki maruzatıma dahi " .bu gibi şayiata ehemmiyet verilmemesi lüzûmu" dermeyan olunmuştur (arada söylenmiştir)

Aynı günde öğleden sonra Amiral "Galtrop"'dan şifahi maruzatını müeyyit ( sözlü bildirimlerini doğrulayan/güçlendiren) bervech-i ati (aşağıdaki) notayı aldım: "Şerait-i mütarekenin 7. Maddesine tevfikan düvel-i müttefikanın da muvafakat ve kararıyla İzmir'in Yunan kıtaatı tarafından işgal edileceği ve kuvayı işgaliyeyi hamil sefainin (işgal kuvvetleri ile yüklü gemilerin) 15/5/1919 sabah saat 8 den itibaren limana vürûdu (gelmesi) ve icrayı temin etmek (gerçekleşmesini sağlamak) üzere de sabah saat 7 den itibaren iskelelerin Yunan bahriye müfrezeleri tarafından işgal edileceği ve her türlü su-i tefehhümün ve vaka-yı müessifeye mani olmak (anlaşmazlıkları ve üzücü olayları engellemek) içinde ihraç iskeleleri civarındaki Pasaport ve Konak'da bulunan Karakol ve müfrezelerden maada (başka) bilumum kıtaatın ve müessesatın bulundukları garnizonlarda müctemi (toplanmış) bir halde bulunarak Yunan kuvayı işgaliye Kumandanının vereceği emre intizar eylemelerini (emri beklemelerini)ve hariçle muhabereyi men eylemek (dışarı ile haberleşmeyi yasaklamak) i,çin telgraf hanenin hemen İngilizler tarafından işgal edilmek üzere bulunduğu" zikr ile nihayetinde de " limandaki kuvayı itilafiye donanmasının sükûn ve asayişin temini hususunda en müessir amil (etkili faktör/etken) olacağı" tehdidi ilave edilmiştir. Keyfiyyet (durum) 15/5/1919 saat 13 den evvel de nezaret-i celilelerine arz edilmiş ve İzmir'deki bilumum kıtaat ve müessesata, bu notanın muhteviyatına tevfikan (içeriğine uygun olarak) sukûn ve asayişin katiyen muhafazası için tebligat-ı katiyede (kesin bildirimde) bulunulmuştur.

15/5/1919 öğleden evvel karaya çıkan Yunan kıtaatı saat 11 den itibaren bir Yunan bayrağı takılı uzun bir sırık omuzunda komitecilerle yerli Rumlardan müteşekkil bir kalabalık alkışlar ve "zito Venizelos" sadalariyle kışlanın önünden mürûre (geçmeye) başladı.

Kışladaki bilumum kolordu ahz-ı asker ve fırka 57-58 süvari alayı ve müteferrik kıtaat (ayrılmış birlikler) ve zabitan ve efrat vazifeleri başında kışla içerisinde iken ,Yunan kıtaatı kışla cephesini kâmilen yürüyüp dükkân ve gazinoları geçerek tramvay yoluna döndükten bir az sonra ,

Rumlardan biri tarafından olması pek muhtemel bir rovelver endahtını müteakip (tabanca atışından

(*)Mondros Mütarekesi 7. Madde: İtilaf devletleri ,güvenliklerini tehlikede gördükleri her hangi bir stratejik bölgeyi , aker çıkarmak suretiyle işgal edebilecektir. (bu madde ,galip devletlerin kendilerini Wilson prensipleri ile bağlı saymadıklarını göstermektedir

sonra) Yunan askeri derhal kışlaya karşı mevzi alarak kışla cephesini mütemadiyen ateşe tutmuş ve yine kışla karşısına vaz' edilmiş bir hafif makineli tüfeğini ateşe iştirâk ettirmişlerdir.

Sükûn ile işleriyle meşgul bulunan heyet-i zabitan bu hale karşı evvelâ duçar-ı hayret olm(şaşkınlığa düşmüş) ba'de (bundan sonra) ateşten pekte müteessir olmayan (etkilenmeyen) kışlanın koridorlarında içtima' etmiştir (toplanmıştır).

Vakanın kasdi olduğuna tamamen kani olduğum cihetle bilüzûm sefk-i dima' a (gereksiz kan dökülmesine) mani olmak için vesait-i mümkünenin kâffesi istimal edildiği (olanak ölçüsünde bütün araçlar kullanıldığı) halde mütezaid (çoğalan) bir surette ateşin devamı ,maksadın hainane ve adeta şu vesile ile bütün umur-u idariyenin imhasına (idari işlerin yok edilmesine) sebep olması fikriyle ihtira (icad) edildiğini ihsas eylediğinden (hissettirdiğinden) bu hale ancak her ne suretle olursa olsun ateşi kestirmekle belki çare bulunacağı teferrüs edilmekle (farkına varılmakla) hemen büyük bir sırığa rapt edilen bir muhabere bayrağı alarak üzerlerine doğru yürünmesi üzerine , başlarında zabitleri bulunan Yunan askerinin üzerimize yürümekte olduklarını gördüm. Ve zaten maksat, katiyen mukabele etmemek olduğunda hiç bir şüpheye mahal (yer) kalmaması için ben ve mahiyetimdekiler.....(şifresi hâl edilememiştir)(*)......olmalarından ibaret bulunmuş olduğundan orada tevkif ettim (tuttum). Bu halin en intizamsız orduya bile te'siri muhakkak iken bir müddet daha ateşin devamına mucip (sebep) olmuşsa da nihayet kesilmiştir

Nizamiye kapısına çıkıldığı andan itibaren haysiyet ve şeref ve namus-u hükûmet ve askeriyeyi paymal eden ( Ordunun ve hükûmetin namusunu ayaklar altına alan) ve şimdiye kadar tarihin kaydetmediği cinayet ve fecayi ve hakaret başlamıştır. Bizzat bendeniz (ben) de dahil olduğum halde en ağır muamelelere maruz kalınmış ve zabitana (subaylara) süngü ve dipçik darbeleri altında taharriyat (arama) yapılmış ve sancak alınarak yırtılıp çiğnenmiş, bir kısmıda süngülere takılmıştır. Zabitanın üzerlerinde bulunan para, saat ve yüzük, sigara tabakası, mendil, her türlü lüzumlu techizatı tamamen gasb ve yağma edilmiş ve en ağır elfaz-ı müstehcene (açık saçık sözler) ile tahkir ve darb edilerek (aşağılanıp dövülerek) ve şekl-i kıyafetleriyle çetecilerden mürekkep efrad (kişiler) tarafından bilhassa heyet-i umumiye tahrik edilmiş ve buna karşı Yunan zabitanının efâl ve harekâtı yalnız etrafımızı ihata eden güruh-u rezileyi (aşağılık sürüyü) teşvik ve tahrik mahiyetinde bulunmuştur. Bu esnada gayr-ı kabil-ı tasavvur (akla gelmeyecek) ve iptidai vahşetin bile kabul edemeyeceği cinayet ve fecayi irtikab edilmiştir (işlenmiştir).

Heyet-i zabitan ve efradın güzergâhında (geçtiği yolda) toplanmış olan Yunan kuvayı

işgaliyesi ve tamamen rövelvörlerle müselleh (tabancalarla silahlanmış) Rumlar tarafından kafile üzerine mütemadiyen endaht (ateş) edilmiş ve efrad-ı ahali tarafından her türlü vesait ile zabitan ve efrada darb ve işgence edilmiştir. Ve en galiz elfaz iletahkir ve tezellül ile ( ağıza alınmaz küfürlerle hakaret ve zilletle) rıhtımda bulunan her Yunan vapurundan, bilumum (bütün) apartman ve hanelerin balkonlarından, cadde üzerinde müctemi (toplanmış) Yunan askeri ve Rum ahali bu fecaiye her türlü vesait-i cinaiye (öldürücü aletler) ile iştirâk etmişlerdir.

Kafileye, elleri yukarıda olduğu halde " Zito Venizelos" diye bağırtılmıştır. Pek çok zabitan ve efrad , caniyane şehit ve mecruh (yaralı) edilmiştir. Burada en ziyade ateşe , Yunan Anadolu bankası ile bir Yunan torpidosundan maruz kalınmıştır. Yunanlıların bu fecayi ve cinayetine, resmi- gayr-i resmi bilumum ecanip (yabancı) ve limandaki düval-i mütelife sefaini (gemileri) zabitan ve efradı tamamen şahit olmuşlardır. Zabitanın şehit ve mecruhları tamamen tebeyyün ve tesbit edilememiş (belirlenememiş)olmakla beraber zabitan ve efraddan otuzu, kırkı mütecaviz (..dan

(*) bazı subay ve efradın bu duruma isyan ettikleri ve komutanın onları yatıştırmaya çalıştığı anlaşımaktadır.

fazla) şehit ve altmışı mütecaviz ağır ve hafif mecruh (yaralı) olmuştur.

Ezcümle şehit ve mecruh arasında kolordu ahz-ı asker (askere alma) heyetinden Süleyman, Fethi, Erkân-ı harb miralaylarından Ali ve Kolordu sertabibi kaymakam Şükrü, Erkân-ı harbiye Reisi Binbaşı Abdülhamit Beyler dahildir.

Vapurda miktarı herhalde otuzu mütecaviz Yunan efzunlarından (*) mürekkep taharri (soruşturma/araştırma) memurlarının icra ettikleri fecayi, hakaret, gasb, tezyif (alay etme) ve işkence, zabitan ve efradın gerçekten izzet-i nefs , haysiyet ve vekarlarını (özbenlikleni, onurlarıni ve ağırbaşlılıklarını) tamamen kesr etmiş (parçalamış)tir.

Acizleri de (ben de) dahil olduğum halde bilumum zabitan ve efrad bidateyetde (başlangıçta) vapurun en alt ambarlarından ihraç edilmek üzere olan hayvanatın yanlarında ahz ve tevkif( edildik (alınıp tutulduk) 6-7 saat kadar devam eden fecayi-i maruzadan (arzettiğim facialardan) sonra maiyetimde erkân-ı harbiye reisi Abdülhamit ve Fırka kumandanı Kaymakam Şükrü Bey'lerle beraber 24 saat zarfında İzmir'i terk ve mahalliyesi zımnında tedabir-i lâzımenin ihzarı (gerekli önlemlerin hazırlanması) vazifesiyle kışlaya çıkarılarak tevkıf edildik.

Vapurda kalanlardan yüzbaşı rütbesine kadar olan zabitan, yekdiğerini müteakip (peş peşe) birer ikişer saat fasıla ile vapurun 2. Sınıf kamaralarına nakl edilmiştir. Azami 32 yataklık olan mezkûr kamaraya 150 yi mütecaviz zabitan iskân edilmiş ve dışarıdan tevkif edilmiş olan polis memurlarıyla memurin-i mülkiyeden ve efrad-ı ahaliden bazıları da aynı kamaraya ithal edilmiştir.

Vaka'-i malûme (bilinen olay) üzerine kışlada teslim alınan erkân, Ümera ve zabitandan esnayı rahde ( yol sırasında/ yolda) Erkân-ı harbiye I. şubede Kısm-i....Nadir, Levazım I. Kısmından kısım mümeyyizi Ahmet Hamdi, Alay kâtibi Levazım 2. Şubeden Kolağası Hüseyin Necati, Kolordu serkâtibi Kaymakam Şükrü, ecza-yı tıbbiye müdürü Kıdemli Yüzbaşı Ahmet, İnşaat şubesinden mülazim-i sani (üsteğmen) Faik, 4.. Kolordudan Kıdemli Yüzbaşı Nazmi Bey ve Efendiler şehit,

Ahz-ı asker (asker toplama) heyeti Reisi Miralay Fethi (Bilâhare vefat etmiştir),Heyeti tahkikiye Reisi Miralay Ali, Hayet-i tahkikiye azasından Kaymakam Cemil,, Kolordu erkâ-ıharbiye Reisi Abdülhamit Beyler ile Levazım 1. Kısım . sınıf-ı saniden (2. Sınıftan) Selahattin ve Zihni,2. Kısımdan 1. Sınıftan hayri Efendiler, 3. Kısım 3. Sınıftan Akil, İnşaat Şubesinden sınıf-ı saniden İbrahim, İnşaat istihkâmiye komisyonu yaveri Mülazım-ı sani Neşet, 3. Fırka ahz-ı asker Reisi Miralay Abbas Bey, Kolordu yaveri alay kâtibi Bahaddin, Muhabere bölümünden Mülazım Celâl, Kolordu telgraf bölüğünden Makinist selahaddin...Mülazım Ziya, Proje yüzbaşısı Hayri, Fırka 60 dan Mülazım-ı evvel (asteğmen) Refet,Mehmet Ali Efendiler mecruh (yaralı) olup ,Fırka 60. Erkân-ı harp süvari Mülazım-ı evvel .....60. Fırka ahz-ı asker (askere alma) kaleminde... Halil, 60. Fırka Ahz-ı askeriye (askere alma) den Yüzbaşı Mehmet Nuri, İdare-i..... azasından Binbaşı....esir edilmişlerdir. Bu kıtaat ile birlikte ambarlar tahribata duçar olarak (uğrayarak) kasa, techizat-ı levazım eşya ve erzak yağma ve tahrip edilmiştir.

Şu suretle kâmilen soyulmuş ve her türlü eşya, levazım ve techizatı alınmış olan zabitanın haneleri de duçar-ı tariz olarak (rahatsız edilerek) eşyaları yağma edilmiş,bazı zabitanın efrad-ı ailelerinin (aile bireylerinin) ırz ve namusları hayasızca tariz edilmiştir. Binaenaleyh İzmir'deki zabitan, haysiyeti, İzzet-i nefis (onur) ve namusları tarize uğramış (zedelenmiş), elbise ve techizat ve en lüzûmlu eşyadan mahrum, sefil ve hakir (aşağılanmış) bir haldedir.

 

(*) Efzun : Yunan askerlerine verilen isim

19 Teşrin-i evvel,8. Sayı,3. Sayfa

İzmir Fecaii

Manisa Jandarma Kumandanı Binbaşı Mehmet Fehmi Bey'den 18/ 5 / 1335 tarih ve 2- 2633 Numara ile Dersaadet Umum Jandarma Kumandanı Kemal Bey'e varid olan (gelen) rapordan müstahreçdir (alınmıştır).

İzmir'in suret-i işgali ve elyevm (bugünkü) vaziyeti hakkında burada yekdiğerini cerh eder (birbirlerini çürütür) pek çok şayialar devran etmekte, efkâr-ı umumiyede ( söylentiler dolaşmakta , kamu oyunda) müthiş bir galeyan (kaynaşma- öfke) uyandırmaktadır. Çıkan şayialar arasında en ziyade sihhate karib olanları bervech-i zir arz olunur (doğruya yakın olanları ekte sunulur)

İzmir'in işgalinden akdem (sonra) Amiral" Galtrop" İzmir'e gelerek hükûmete, İzmir'in Yunan askeri tarafından işgal edileceğini bânota (nota ile) bildirmiş ve düvel-i itilafiyenin İzmir'de mevcut sefain-i harbiyesinden (savaş gemilerinden) çıkardıkları 25 şer kişilik birer müfreze ile konsoloshanelerini taht-ı temine (sağlama/ garanti altına) aldıktan ve istihkâm ve kal'alar teslim edidikten sonra nakliye gemileri içinde bulunan Yunan askerleri Kordon'a ihraca başlamış:İşgali gören ahali-i islâmiye azim (büyük) bir kitle halinde tecemmü ederek (toplanarak) protesto ve nümayişler yapmışlarsa da Rumlar tarafından duçar-ı hücum olarak (saldırıya uğrayarak) mühim miktarda telefat vermişlerdir.

Hükûmet konağını işgal eden Yunanlılar , Vali ve daha bir çok zevatı haps etmişler ve askeri kışlayı tahrib ve bir çok mağaza ve dükkânları yağma ve ahali-i islâmiyeyi tahkir ve bilhassa mukaddesat-i islâmiyeye taarruz edilmiş (Müslümanların kutsal saydığı şeylere saldırılmış), fesler yırtılmış, herkesin göğsüne " Venizelos... " yazılı Yunan bandrol ve rozetleri takılmış, yolda rast gelen islâmlar, Yunan askeri kıyafetine giren ahali-i hırıstiyaniyenin delâletiyle soyulmuş, Türk matbaaları (*) tahrip olunmuş velhasılı Yunan ve Rumlara has olan bir çok denaetler irtikap edilmiş (alçaklıklar yapılmış) ve işitilen her şey doğru ise irtikap ettikleri rezalet haddini aşmış ve işitilmesi bile tüyleri ürpertmekte bulunmuştur.

Bu şayiata rağmen dün Aydın Valisi Ahmet İzzet imzası ile Makam-ı mutasarrıfaya varid olan (gelen) açık bir telgrafta :" İzmir'de cereyan eden hadisatın mülhakatta mübalâğalı (olayların çevrede abartılı) surette anlaşıldığı, esas meselenin düvel-i itilafiyenin tasvip ve muvafakatiyle (onaylaması ve izin vermesiyle) İzmir'in Yunan işgal-i askeriyesi altına alınmasından ibaret olduğu ve sükûnetin avdeti (geri gelmesi) ve herkesin ise iş ve gücüyle meşgul olduğu ve asayiş ve sükûnetin muhafazası tavsiye olunmuştur".Denilmektedir

İzmir Yunan kumandanlığı tarafından aynı bu mealde bir beyanname neşr edildiği de işitilmiş olduğundan bu telgrafın sıhhati hakkında ahali ikna edilememiştir.

İşgal ve müsademeyi müteakip Yunan alay kumandanlığı tarafından İzmir'in han-i işgalinde (işgali sırasında) ittihatçılar ve bir kısım ulema tarafından yalı kenarındaki evlerden ateş edilmiş ise de namağlup Yunan ordusunun bu mukabeleyi kesr ederek (kırarak) İzmir'in işgaline muvaffak olduğu mealinde (anlamında) bir beyanname daha neşr edildiği işitilmektedir.

(*) Yunanlılar. İzmir'i işgal eder etmez, Kendi işgal kuvvetlerine ilk kurşunu atan ve Palikarya süngüleri ile şehit edilen Osman Nevres'in Hukuk-u Beşer gazetesi ile İzmirİn Türk olduğunu ve sonsuza kadar Türk kalacağını sürekli haykıran ve Rumların tepkisini toplayan Haydar Rüştü'nün Andolu ve Duygu gazetelerinin basıldığı matbaaları tahrib etmişlerdir.

İzmir merkez jandarma taburuyla İzmir'de bulunan süvari bölüklerinden ve fırka ve kolordudan bir kısmının Ödemiş dağlarına çıkarak müdafaa vaziyeti aldıkları ve aynı fikrin , vilayetin hemen her tarafında mevcut olduğu ve bir kıvılcımla pek şayan-ı tessüf haletin tevellüd edeceği cümle şayiattandır ( üzücü durumların doğacağı yaygın olarak söylemnektedir) Burada da İzmir'in Yunanlılar tarafından işgali haberi alınır alınmaz derhal müthiş bir galeyan ve asabiyet uyanmış herkes pürtelaş ne yapacağını şaşırmış, efkâr-ı umumiyede hasıl olan bu galeyana yerli Rumların pek çirkin bazı hareketlerle bilâ intizam (düzensiz olarak) uçurdukları anlaşılan tahrik edici bazı şayialarla galeyan had-ı azamiye (en yüksek noktaya) varmıştır.

Ahali tarafından yapılan gizli içtimalarda Manisa'nın suret-i müdafaası ve ilân edilecek idarenin şekl,i hakkında bazı mukarrerat ittihaz olunduğu (kararlar alındığı) ve icabında kanının son damlasına kadar Yunan işgaline karşı koyacakları ve hatta civar kasaba ve köylerin pür, ufak bir işarete amade bulundukları, bir hayli teşkilat yapıldığı işitilmekte ise de hamd olsun şimdiye kadar nasihat ile galeyan teskin ve .. muhafızlarla asayiş muhafaza edilebilmiştir.

Öteden beri Yunan âmaliyle meşbu (doymuş) olan yerli Rumlar ve Rum köyleri ahalisi ki başlıcaları Horozköy, Muradiye, Çavuşoğlu, Kıloğlu, Harmandalı, Papazlı, Karaağaçlı, Eyriköy, Kuldere köyleri ahalisi 15 şer 20 şer kişilik çeteler teşkil ederek, ahali-i islâmiyenin emval, esliha (silahlar) ve hayvanlarını gasb etmeğe başlamışlar ve ezcümle Halit Paşa, Çavuşoğlu, Abbas Bey (Bakkalzade), Kürdün Kerim Ağa ,Emin Efendi çiftlikleri ile ovadaki köyler kâmilen,Hacı Haliller karyesi ve henüz haber alınamayan daha bir çok karyeler basılmış, Muradiye âşar ambarı yağma veÇoban Abbas, Koldere, Papazlı, Muradiye karakollarına mevzu (kurulu) telefon hatları tahrip edilmiştir.

Yunanlıların vürudunda (geldiklerinde) bir çok icra-yı melânet etmek üzere , Rumlar arasında da bir çok hazırlıklar yapıldığı istihbar olunmaktadır ( haberleri alınmaktadır.

Yukarıdan beri münhasıran(özellikle) arz edile gelmekte olan şu ahval karşısında hükûmet ve jandarma büyük bir gayretle çalışarak Rumlar tarafından zorla ihlâl ettirilmek istenilen asayişi şimdiye kadar muhafaza edebilmiştir.

10 kasım.,11. Sayı 4.,Sayfa

.

Dersaadet Umum Jandarma Kumandanlığı'na

İzmir Jandarma Tabur Kumandanlığından mevrut (gelmiş olan) rapor sureti Mansıb-ı-alilere (yüksek makamlara) aynen ve rabıtan (ekli/bağlı olarak) arz ve takdim kılınır efendim. 20 mayıs 35

İzmir Jandarma Alayı Kumandanı

Kaymakam Süreyya

Ayın 15. Günü ma'lûm olan vakanın hudusünden mukaddem (meydana gelmesinden önce), taburda ifayı vazife etmekte idim. O esnada odama gelmiş olan mıntıka Müfettiş-i Mülhâkı Yüzbaşı Ziya efendi ile birlikte pencereden vürud etmekte (gelmekte) olan Yunan askerine bakmakta idik. Gelen askerlerin önünde, elinde tabancası olan bir sivil rum, muhterizane (sakınarak-çekine çekine) ilerleyen Yunan askerini Teşçi etmekte (gayrete getirmekte/ yüreklendirmekte) etmekte idi.

O esnada kışla kapısı karşısında toplanmış olan İslamlardan mürekkep gayri müsellah (silahsız)10-15 kişilik kadar bir kitlenin üzerine bir efruz neferi (*) hücum ederek kitle-i-mezkûreyi (bahis konusu kitleyi) dipçik ve süngü ile darb-ü- tariz ettiği (vurarak rahatsız ettiği) sırada bir el silah endaht edildiği (atıldığı) ve bunun üzerine Yunan askerleri tarafından ateş açıldığı ve daireye, tariz esnasında beray-ı- iltica anasır-ı-muhtelifeye ( sığınmak için çeşitli unsurlara) mensup yirmi-i- mütecaviz-i- eşhas (yirmiden fazla kişi) yukarı alınarak muhafaza edilmişlerdi ki bunların meyanında ( arasında) Rum çocukları ve gazete muhabirlerinden iki şahıs dahi mevcut bulunuyordu.

Müteakiben, tariz ve zayiatta bulunan ( daha sonra ,rahatsız eden ve zarar veren) üç süngülü ve bir mitralyözlü Yunan neferi daireye hücum ve taarruza hazırlandıkları sırada, gazete muhabirinin Rumca ihtarı üzerine durakladılar ; ancak ateşin neticesine kadar dairede mevcut bulunanlar daima süngü ve ateşle tehdit ve bilhassa "Febri" namındaki efzun neferinin gayet vahşiyane muamelesi tahdında (altında) bulunduk.

Hariçte ateşin kesilmesini müteakip elinde silah bulunan bir sivil rum vürud ederek (gelerek) Yunan askerlerine dairede bulunanların mahfuz (Tutuklu) olarak götürülmemizi emr ve tekrar ettikten sonra cem olunarak müsallah (silahlı) bir müfreze nezaretinde bir taraftan park ve kordon istikametinde götürülmekte bulunduğumuz esnada gerek park civarındaki halkın ve gerekse önümüzde bulunan halkın adeta .... edercesine ahaliyi aleyhimize hücuma teşvik ve hakaretle( ............ halkın sopa darbeleri ve silah tehditleri ile ara sıra tevkıf ederek (durdurarak) cebren " zito Venizelos " sadaları ile Pasaport önünde halkın kafileyi imha edeceği sırada insaniyetperver bir Fransız zabıtanı kılıç çekerek ahalinin üzerine yürümesi ve muhafızlara işaret ederek hareket etmemiz ile hayatımız mevki-i mezkûrede (zikredilen yerde) temin edilmiş ve vapura muvasalatımızda (ulaşmamızda) Yunan askerleri tarafından tekrar barid (soğuk-hoşnutsuz) ve tahkiramiz (aşağılayan) bir çehre ile muayenemiz icra olundu ve şahsımdan herhangi bir şey zayi olmayıp yalnız vazife kayışım belimden bir nefer tarafından kemâl-i-tekdirle (azarlayarak ) alınmıştır.

Vapur içinde kara cihetinde, takriben 27 kadar üsera (esirler) zabit ile ahalinin dışında, haberleri olmayarak derdest edilenlerden (yakalananlardan) efradımızın (erlerimizin), diğer bir kısmının kömürlükte bulunduklarını işitiyordum. Vapurun ... 'ya hareketinden takriben altı saat sonra iskeleye muvasalat ettik (ulaştık). Bir saat sonra vapurdan ihraç edilerek (dışarı çıkarılarak) meydanlığa sevk ve orada Üsera-i zabitanla efrad-ı-ahali (subay esirlerle Siviller) tefrik edilerek ( ayırılarak) tekrar kafilelerle hayvan vagonlarına ilka olunduk (koyulduk).

İki saat sonra da tekrar Çıkarılarak Patris vapuruna nakil ve beş yataklı bir kamarada onbeş kişi olmak üzere ikamet ettirildik. Bu nakil keyfiyetlerinde(nakil sırasında) gerek ahalinin gerekse Yunan askerinin hemen tariz etmek hareketleri mevcut bulunduğu gibi esasen yapılan tahkiratta (hor görmelerde ,aşağılamalarda) fikr-i-beşerin tasvir-i fevkinde idi( insan düşüncesine sığmayacak düzeyde idi). Gerçi şahsıma bir tariz vaki olmamış ise de kafiledeki bir çok zevatın darp olundukları ve süngülendikleri yara ve berelerinden müşahade edildiği ve paraları gasp olunmakla (zorla alınmakla) beraber çoklarının da İtlaf ve imha olundukları (öldürülüp yok edildikleri) söyleniyordu.

16/5/19 takriben (aşağı yukarı) zevalde(Güneş batarken ,gün biterken)"Mösyö F..."Mösyö L.........." nin delalet-i- ihsaniyetkârı ile ( insana yakışır yol göstermeleri/araya girmeleri ile) vapurdan

(*) Efzun neferi : Yunan askeri

Yüzbaşı Ziya Bey,Tabur Katibi Ethem Efendi birlikte olmak suretiyle tahliye olunduk. Jandarma Müfettişlik ve Alay ve Tabur dairelerini nazar-ı teftişten geçirdiğimiz zaman da mezkûr dairelerin tahribat ve eşyalarının da gördüğümüz bölümlerde imha edildiği, şahsıma ait zayiatın ayrıca bir listesi Alaya verilmiş olduğundan vaka-i-mes'ule-i- cinayetkaranemiz (...)hakkındaki malûmat (bilgi) ve meşhudatımı mübin (şahit olduklarımı açıklayıcı) rapor tanzim ve takdim kılındı ( düzenlendi ve sunuldu).

20/5/19.. tarih ve 1-7 numro ile İzmir Jandarma Kumandanı Süreyya Bey'den

Umum Jandarma Kumandanı Miralay Kemal Bey'e gelen şifre suretidir.

Seydiköy Rum ahalisi,Jandarma Karakoluyla bölük deposuna hücum ederek esliha (silahlar) ve cephaneleri yağma eylediği ve ahaliden birinin ifadesine nazaran Gölcükler ve Kuruca karyeleri ile Gümüşdere mahallesine merbut (bağlı) Cumaovası, Kürecik,Bulgurköy, Çatallar,Dereköy, Çamur dere köy, Şaşallı karyelerinde İslamlardan bir çok kişinin şehid edildiği, cesetlerinin hâlâ meydanda bulunduğu, ahali-i- sairenin (geri kalan halkın) firar eylediği ve Hükümetin malûmatını istirham etmekte oldukları ve henüz şehid ve mecruh (yaralı) miktarı anlaşılamadığı İzmir Jandarma Taburu Kumandanının İş'arına atfen Maruzdur (yazısına dayanılarak sunulur.)

 

10 Kasım , 11. Sayı, 4. Sayfa

22/5/1335 tarihiyle Aydın 57 Fırka kumandanı Mehmet Şefik Bey'den

Harbiye Nezaret-i celilesine Mevrûd (gönderilen) şifre rapor suretidir

Aydın'a gelen ve hadise günü İzmir kışlasında tevkif ve tahkir edilen (tutuklanan ve aşağılanan) zabitandan 17. Kolorduya mensup, matbuat sansür müdürü Faik ve memuru Mülazım-ı evvel (asteğmen) Zekai Efendilerin ifade-i tahririyeleri (yazılı ifadeleri) mealen bervech-i ati arz olunur (anlam olarak aşağıda olduğu gibi sunulur)

İzmir'in işgal günü daire-i askeriye olan kışlada kolordu evamir-i yevmiye ile (günlük emirlerle) umum ümera (bütün amirler) ve zabitan ve efrat vazifeleri başında toplanmışlardı.

Bir Yunan alayı hükûmet dairesi meydanına geldiğinde, kışladan hiçbir ateş patlatılmamış iken bilâsebep (sebepsiz) kışla üzerine ateş açılmış, 10 dakika devamdan sonra kışladan irae olunan (gösterilen) beyaz bayrağı müteakip kesilen ateş üzerine Kumandan ve zabitan sıraya dizilerek yol üzerinde mevkufen sefineye ( tutuklu olarak gemiye) götürülürken yerli Rumlar ve Yunan torpidosu zabitanı rovalver (tabanca ) atışıyla karşılamışlar ve bu yürüyüşte 15 ümera ve zabitan şehit 40 kadarını cerh etmişlerdir (yaralamışlardır).

Keza bir çok efrad şehit ve bir çoğu da bilâsebep (sebepsiz) cerh edilmişlerdir. Kumandanı, bir efzun askeri tokatlamış, Erkân-ı harbiye Reisi süngü ile yatağında yaralanmış ve Kolordu Ahz-ı asker (askere alma) Reisi Süleyman Bey hepsinden daha ağır surette yaralanmıştır.

Gûya Türkler tarafından açılan ateşe mukabele-i misilleme olduğu söylenmiş , Yunanlıların iddialarının biesas (esassız /yalan) olduğu, bilhassa İtalyanların bu hadise-i vahşiyaneyi büyük bir gayret le âlem-i medeniyeye bildirmekte oldukları ma'ruzdur (arzedilir).

 

22/5/1335 tarihiyle İzmir 17. Kolordu Kumandanı Mirliva Ali Nadir Paşa'dan Harbiye Nezaret-i celilesine varid olan ( gelen) rapordan muktebestir (alınmıştır)

22/5/1335 saat 10 evvelde bir tabur Yunan piyadesi Menemen'i işgal etmiştir. Esliha, makinalı tüfekler ile cephaneyi .....(şifresi halledilememiştir)...... teslim almışlardır.

16/5/1335 Urla ceziresinin (denizinin) muhtelif cihetlerinden muhtelif kuvvette yerli Rum çeteler tarafından islam köyleri düçar-ı tariz olmuş ( zarara uğratılmış / rahatsız edilmiş) haneleri ıhrak (yakılmış) ve yağma edilmiş,ve ahali-i islamiye kısmen şehit edilmiştir.

Urla'da bu eşkiyaya bilcivariye mukabele edilmiş (çevreden karşılık verilmiş) ve nihayet bir Yunan torpidosından Urla iskelesine çıkarılan 30 neferlik bir muharebe müfrezesi ile bir Yunan birliği tarafından Urla işgal olunmuştur.

Zabitan ve efrada esir muamelesi yapılarak tahkir ) ve tezellül (hakaret ve aşağılama ), eşya ve tezhizat gasb edilmiş ve bir İngiliz zabitinin Urla'ya muvasalatı (gelmesi) ile zabitanın hali bir parça kesb-i rahat eylemiştir (rahata kavuşmuştur).

Urla'nın Gülbahçe ve Kuru çeşme havalisindeki müfrezeler hakkında henüz malûmat (bilgi) alınamaıştır. Seferihisar'daki bölük efradı kâmilen (topyekûn) firar etmiş ise de bölük Kumandanı henüz Seferihisar'dadır. Bu havalideki ahali-i islamiyeye ait haneler umumiyetle yağma ve ihrak (yakılmış) ve ahalinin bir kısmı şehit edilmiş ve bir kısmı da dağlara firara mecbur olmuştur.

Ayvalık henüz bir devlet tarafından işgal edilmemiştir.

17 Kasım,12. Sayı,3. Sayfa

İzmir Fecayiine Dair Resmi raporlardan Bazıları

12/6/1335 Perşembe günü İzmir Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye Cemiyeti tarafından Osmanlı Sulh Murahhaslarından Tevfik Paşa Hazretlerine takdim edilen muhtıra sureti olup İzmir fecaii hakkında kıymettar malûmatı ihtiva etmesi (bilgileri içermesi) hasebiyle aynen derc edilmiştir

"Paşa Hazretleri:

İzmir Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye cemiyeti, Türklüğü cebin, cahil, gibi nalâyık bühtanlarla (korkak, cahil gibi haketmediği yakıştırmalarla) lekelemeğe ve açılan yeni devrin icabatı, adalet ve hürriyet ile hemahenk olacağı bedihi (uyum içinde olacağı açık) bulunan müstakil hat ve hareketimiz hakkında, âlem-i medeniyenin adem-i itimadını (uygar dünyanın güvensizliğini) uyandırarak hukuk-u milliyemizi gasp eylemeğe sa'yi bulunan (çalışan) bir kısım rical-i siyasiyenin (politikacıların), âmal-i şahsiyelerine mağlup olarak hareketlerini , mehafilin enzar-ı dikkatine ( politikacıların kişisel amaçlarına yenilerek yaptıklarını bütün çevrelerin dikkatine / gözleri önüne), bervechi ati (aşağıda olduğu gibi) maruzatımızı ehemmiyetle vaz etmenizi İstirham eyler.

Vukuu (oluşumu) ve devamında en azim hisse-i mesuliyeti ( büyük sorumluluk payı), bazılarının envai desaisi (çeşitli bahaneleri) ve lisan-ı şikâyeti (şikâyetçi konuşmaları) ile mesuliyetden kurtulmağa muvaffak olan rical-i müdebbiresine teressüb etmesi icabeden harb-i umumi ( gerekli önlemleri almakla yükümlü olan yöneticilere ait olması gereken dünya savaşı), pek büyük hamasetle akan kanların her damlası dökülürken şimdiden sonra, hakiki insaniyet ve hakiki adalet esaslarının tatbikiyle (uygulanması ile) payidar (kalıcı) bir sulhun tesis edileceği kanaati tevlit edilmiştir( /doğmuştur / meydana çıkarılmıştır)

Mâlûm-u devletleridir (sizde biliyorsunuz )ki : bu kanaati tezelzüle ( bu inancı sarsıntıya) uğratan ilk darbe , İzmir'in Yunan kıtat-ı askeriyesi tarafından kasd-ı harekât-ı hunharane ile (kan dökmek kasdı ile yaptıkları hareketlerle) işgali oldu,

Aydın vilayetinde müterekkim) azim (toplanmış büyük) bir Müslüman ekseriyeti , Rumların teşkil etmekte oldukları ekaliyet-i sagirenin , vesait-i Yunaniye ile takviye edilmesi mukarrer (ufak bir azınlığın yunan araçları ile güçlendirilmesi kararlaştırılmış) gibi görünen ve boyunduruğu tesis edip ve imha siyasetine zemin hazırlamak için icra edilen ve Türklerin izzet-i nefs-i Milliyelerini hakk-ı hayatlarını ( milli onurlarını,yaşama haklarını), manevi şahsiyelerini istihkâr eden işgal-i mezkûrun tahakkümü (aşağılayan sözü edilen işgalin baskısı) altında mevcut azim (büyük) fark meydana getirecek bir suretde göstermiş ve Aydın vilayeti Müslümanlarını, selâmet-i atileri (gelecekteki huzurları) hususunda endişeye düşürmüştür.

İzmir ve mülhakatı (çevresi) işgal günlerinde gördüğü ve elân (şu anda) görmekte bulunduğu , sirkat (hırsızlık), yağma, ırza tasallut katl (öldürme) ve vahşet Osmanlı hakimiyeti altında bir gün duyulmamışdı.

Yunan askeri , en hunriz (kan dökücü) bir müdafaaya maruz kalarak hücum çemberi ile bir memlekete giren orduların bile yapmaya cesaret edemeyeceği hareketi tekmil Müslümanlara icrada tereddüt etmedi.

Türklerin, itisam eylediği (verdiği) vaziyet-i hayırhah (iyiliğini isteme) ve kendilerine bahş olunan imtiyazat (ayrıcalıklar) sayesinde adalet ve refaha tamamen sahip olup inkişafa mazhar olurken, Türkler memleketin muhtelif aksamında (çeşitli parçalarında) sükûn ve asayişi takkarrür (yerleştirmek) için mütemadiyen kanlarını heder ederken memalik-i Osmaniyenin menabi-i iktiyadiyesinden (ekonomik kaynaklarından) en ziyade menafi istihsal ederek (yarar sağlayarak) kesb-i servet etmiş (servet kazanmış) bulunan yerli Rumların aşağı takımları ise Yunanistan'dan gelen hemşehrileri tarafından kemâl-i dehşetle ahali-i islamiye üzerine sevk olundu .

Asker üniformaları,fesler, sarıklar ve hatta yağlı boya ile yapılmış kıymettar bir........ tasviri gibi Türklüğün asar-ı sanat (sanat eserleri )bile Yunan askerlerinin süngülerinden ve teşvik ve teşcii ettikleri (yüreklendirip şevklendirdikleri) yerli Rumların gayz ve hakaretinden kurtulamadı.

Aydın vilayeti sahilinde bu güne kadar işgal edilen mahallerde Türklerin hürriyeti tamamiyle münseliptir (kaldırılmıştır). Hükûmetin muhaberatı kontrol altındadır ve gazeteler pek büyük bir sansüre tabidir. Türkler en feci cinayetlere maruz bırakıldıkları halde küçük bir silah taşımak hakkından mahrumdurlar.

İzmir'in işgal edildiği gün irtikab edilen şenayi' (işlenen kötü ve ayıp işler) düvel-i muazzamanın muhrib (harp gemisi) filoları ve ecanibin nazar-ı hayret ve nefreti (nefret ve şaşkın bakışları) önünde cereyan ettiği cihetle bunların cümlesinin nakl ve ifşaını (taşınıp duyurulmasını) şimdilik ihmal ediyorlar.

Mulhakatta (çevrede / bağlı birimlerde) vukua getirilen hadisat-ı elime (acı olaylar) hakkında da Müslümanların haber istihsali (haber toplaması) maalesef müşküldür. Yalnız Piruzabad, Bozyaka, Cumaovası,Görece karyeleri, Seferihisar, Urla kazaları gibi yakın mahallerde mevsuken (inanılır kaynaklardan) elde ettiğimiz haberler, bütün vilayete şamil bulunan muhaberat (haberler) ve fecayi-i vakıanın mahiyeti (olayların fecaatinin içeriği) hakkında bir fikir imasına neden olabileceğinden bunları ve İzmir'de heder edilen nüfus-u islamiye ile yağma edilen mesken ve ticarethanelerden bir kısmını zikretmekle iktifa edeceğiz(yetineceğiz)

İzmir'de işgal sırasında devair-i hükûmetde (hükûmet dairelerinde) evrak-ı senediye bulabilmek hırsıyla kırılmadık dolap ve çekmece bırakılmamış, evrak ve defatir-i resmiye (resmi defterler) yerlere atılmış, memurinin (memurların) ceplerinde mühür ve anahtar kalmamacasiya kadar soyulmuş, bazılarının pardesü ve ceketleri bile alınmıştır.

Valisinden hademesine varıncaya kadar bilumum memurin ve müstahdemin elleri yukarıda olduğu halde" Zito Venizelos" diye bağırmağa mecbur edilmiş, süngü ve dipçik darbeleri altında emsali görülmemiş hakaretlere duçar edilerek (uğratılarak) mühim bir kafile-i Müslüman da "....." vapuruna sevk edilmiştir.

Kışlada toplanan zabitandan 14 kişi şehit edildi. Bunlar meyanında (arasında) İzmir asker toplama heyetinden Nadir Bey, Dördüncü kolordu levazım heyeti ikinci şube müdür muavini alay kâtibi Fahrettin Efendi ve Askeri levazım dairesinden Ahmet Bey vardır.

Sanayi mektebi talebesinden 28 numaralı İhsan Efendi ziraat bankası önünde bir Yunan palikaryası tarafından boğazlanmıştır. İzmir'in Cedit mahallesinden Manisalı Ahmet Ağa parçalanmıştır. Polis santral memurlarından Fahri ve Refiki Hüseyin Avni Efendiler vazifeleri başında Yunan askeri tarafından şehit edilmişlerdir. Urla baş komiseri Hüseyin Efendi ziraat bankası önünde parça parça edilmiştir. Hukuk-u beşer gazetesi mürettiplerinden iki masum yavrucak parçalanmıştır.

İzmir inzibat-ı askeri amirlerinden Cuma ovasında eşraftan Ahmet Ağa'nın mahdumu Refik Efendi tüyleri ürpertecek bir vahşetle boğazlanmıştır. Hükûmet karşısında askeri mahfelde misafir erkek-kadın ve çocuk olmak üzere sekiz kişi parçalanmıştır. Süvari birliklerinden Halit Efendi feci bir şekilde şehit edilmiştir. Manisa'lı Hasan ve Isparta'lı Kuddusi Ahmet, ömer şehit edilmişlerdir.

İzmir Pasaport kayıkçılarından 45 kadar Müslüman boğularak boğazlarına zincir bağlamak suretiyle şehit edilmiş ve denize atılmışlardır. Burada rıhtım üzerinde toplanıp denize atılan cesetlerden bir çokları deniz tarafından sahile atılmaktadır.

Maliye tahsil şubesi memuru Nuri Bey Hükûmet önünde elliye yakın süngü darbesiyle şehit edilmiştir. Sabık polis memurlarından ve İzmir'in dolanlı kuyu mahallesinden Giritli Ahmet Efendi yunan askeri tarafından parça parça edilmiştir. Eşrefpaşa mahallesinden Hüseyin parçalanmıştır.

Bundan bir buçuk ay evvel Ahali-i islamiye sulh ve sükûnla kendi işlerine bakarken Kestelliye "R...." kumandasında bir süvari müfrezesi gelmiş , bunlar meyanında (arasında) sabık Ilıca müdürü Mustafa Bey'in hızmetkârı tarafından .... oğlu Mustafa Efendinin hemen bulunup teslim edilmesi , aksi halde köyün yakılacağı ve ahalinin katl edileceği beyan edilmesi üzerine Hacı Osman'ın hanesinde bulunan merhumun, Yorgi tarafından bir dipçikle kafası yarılmış ve o sırada o civarda bütün maceradan bihaber(habersiz) bir halde koyunları sağmakla meşgul olan Hacı Osman'ın hızmetkârı Ali de "Mustafa efendinin köye girdiğini gördüğünü haber vermedin" diye derdest edilerek (yakalanarak) götürülmüş ve zabitan emriyle arkalarından 3 er kurşun başlarına ve 3 er kurşun da sırtlarına sıkılmak suretiyle her iki masumda katl edilmişlerdir. Kışlalardan alınan silahlarla ekseri Rumlar teslih edilmiş (silahlandırılmış) ve ekyevm (şu anda) Rumların kısm-ı azamisi (büyük bölümü) hatta sekiz yaşındaki çocuklarına varıncaya kadar müselleh (silahlı) olunmuşlardır. Rumlara neden silah verildi, Müslümanları öldürmek için mi? Asayişi temine kâfi asker var iken bu teslihin (silahlandırmanın) sebebi meydanda değil midir ?

.....İbrahim Etem Bey bilâsebep (bir neden olmadan) mevkuf (tutuklu) bulunduğu sırada hanesi tahliye edilmiş (boşaltılmış) ve elyevm (şu anda) jandarma kumandanı dairesi ittihaz olunmuştur. Jandarma ve polislerin silahları alınmış ve kendileri 15 gün bilâsebep tevkif edilmiştir.

Jandarma ve polis dairelerindeki nakit (para) ve eşya-yı cürmiye (suç eşyaları) ve kabil-i nakil (götürülmesi mümkün) mefruşat aşırılmış, evrak ve defatir (defterler) parçalanmıştır.

İlk çete sözü çıkar çıkmaz sevk-i husumetle (düşmanlık dürtüsüyle) yerli Rumlar tarafından gösterilen 15 Müslüman Ahmetli'den ve işleri başından gayr-i müselleh (silahsız) oldukları halde

çeteye mensup diye derdest edilerek (yakalanarak)kasabada gûya divan-ı harp kararı ile kurşuna dizilmiştir. Çatal çeşme kahve hanesinde oturan bir kısım Müslüman halk devriyeye hürmet ettirilmek için ayağa kalkmağa icbar ve tahkir edilmişdir (zorlanmış ve hakaret edilmiştir)

Hal-i esaretde bulunan Yüzbaşı Hüsnü Bey'in zevcesi Zehra hanımın evi taharri (arama) bahanesiyle açılmış, kendisi tahkir, eşyaları tahrip ve eşyaların yanında bulunan zevcine (kocasına) ait elbise ve nişan ve apoletleri sökülerek yerlere atılmıştır.

Ahmetli'de Recep nam (isimli) şahıs hükûmet önünden gayr-i müsalleh (silahsız) bulunduğu halde geçerken derdest edilerek... bağı civarında tüyleri ürpertecek feci işgenceler yapıldıktan sonra kurşuna dizilmiş ve yine de ölmek üzere iken çocuğuyla zevcesi (karısı) bikes(kimsesiz) bırakılmış, bir hafta sonra da kendi hanesinde nalân (inleyen) ve meşgûl-ü faal olan bedbaht (talihsiz) zevcesi göğsünden kurşunlandıktan sonra bahçeye sürüklenmiş ve henüz kundaktaki yavrucağının ağzı da anasının memesine verilmek gibi âlem-i insaniyeti lâl ve dehşet içinde bırakacak vahşetler yapılmıştır.

Avrupalılar medeni addettikleri nesillerin vahşetlerini böyle listelerde okuyup anlayacaklar, başka yerlerde fotoğraflarıyla görecekler ve görmüşlerdir.

Ahmetli'de birçok muhacir köylünün cerh edildiği (yaralandığı) gibi 20-30 kadar Müslümanı açık bir yere toplayıp başlarını açarak saatlerce güneş karşısında teşhir ve namuslarına tariz edildikten sonra kendilerinin süngülerle şehit edileceği veya ayaklarının ateşte yakılacağı gibi gayr-i kabil-i tasvir (anlatılması olanaksız) işkence ve tarizatda (rahatsızlık verici davranışlarda) bulunulmuştur.

 

 

19 Teşrin-i evvel,8. Sayı,3. Sayfa

Yerli Rum ve Yunan Mezalimi

İbka edilen (sürdürülen) mezalim-i vahşiyanenin tahkik edilebilen aksamı (bölümleri) hakkında vücuda getirilen kitaptan:

Hiç bir icab-ı ciddi ve mantıkiye müstenit bulunmamak hissiyle ( mantıklı ve ciddi bir nedene dayanmadan) , makam-ı Kaymakamın şifahi ve tahriri (Kaymakamlık makamının sözlü ve yazılı) protestolarına rağmen, Mondros mütarekenamesinin 7. Maddesine tevfiken (dayanılarak)(*) Yunan kuvayı askeriyesi marifetiyle düvel-i mutelife (itilaf devletleri) 16-29 Mayıs 335 tarihinde "İzmir'i işgal etti.

İşgalin mahiyet ve âmâli yalnız asayiş ve inzibatın vaz'ından ( düzenin sağlanmasından) ibaret bulunduğu halde, ahden ve tabiiyyen (sözleşme gereği ve doğal olarak) baki olan Devlet-i Osmaniyenin har türlü hukuk-u hükümranisine (hükümranlık haklarına) el uzatılmış,hatta resmi ağızlar (kumandan "Gregori Padis ) vasıtasiyle buraların Yunanistan olduğu belediyede resmen ilân ve beyan edilerek hukuk ve ceza mahkemeleri teşkil edilmiş ve derece-i kıymet ve ulviyeti ( yüceliği ve değeri ) bütün Avrupa hukukçuları tarafından takdir edilmiş Müslüman alem-i celilinin , Fıkhının hal edebileceği islamların nikâh,talâk ve miras gibi gayet nazik ve haiz-i hususiyet-i diniye (dinsel hususlara sahip) davaları bile bu mahkemelerde görüleceği ilan edilmiştir.

(*)Mondros mütarekesi Madde 7 : İtilâf devletleri güvenliklrini tehlikede gördükleri herhangi bir stratejik bölgeyi, asker çıkarmak suretiyle işgal edebilecektir. (Bu madde , galip devletlerin kendilerini Wilson prensipleri ile bağlı saymadıklarını gösterir.eydan arousse)

Bu meyanda islamların isbat-ı vücutları (kimliklerini kanıtlamak ) için ikame edecekleri şahitlerin mutlaka hırıstiyan olması meşrut (şart) tutulduğu gibi bir borç meselesinden dolayı bazı islam müddeiyelerin (davacıların) gece yarısı asker ve yerli sivil Rumlar tarafından cebren hanelerinden alındığı da vaki olmuştur. Ki : umur-u diniye , adliye ve idareye de (idari,adli ve dini işlere de) bu suretle müdahale ve vaz'-ı yed edilmesi (el konulması) muvakkat işgal-i askeri mahiyetini ihlâl eylemiştir (geçici askeri işgal durumunu bozmuştur)

Esasen hiç bir Yunanlı ve yerli Rum tarafından nazar-ı itibare (dikkate) alma lüzumu hissedilmeyen bu durumları, Müslümanlar Mora'da, Teselya'da ve bilhassa Balkan harbinde Makedonya'da,Trakya'da iki asırdan beri maruz kaldıkları fecayi'-i imhakârane (yok edici acılar) dolayısiyle pek iyi takdir etmektedirler (değerlendirmektedirler).

Hal böyle iken ve Paris konferansının kararına intizaren (kararı beklenirken) şu son hadise-i işgalde (işgal olayında) de ahali-i islâmiye sakin ve vakur (ağırbaşlı) ve hüsnü halini kemaliyle muhafaza etmiş iken sırf sevk-i husumetle (düşmanca dürtülerle) duçar olduğu işkence ve fecai o kadar ileri gitmiştir ki tarihin zalim diye kayd ettiği " Neron" gibi canavarların yaptıkları bunlara nisbetle çok silik kalır.

Nasıl kalmasın ki:Cemiyet-i akvam namı altında bütün sekene-i arzı (dünyada yaşayanları) bir aile-i beşeriye (insanlık ailesi) halinde görmek isteyen 20. Asrın, şu son üç ayı zarfında Yunanlılar tarafından ağaçlara adamlar asılarak sakallarını yakmak, zat el zevç (karı koca) ve hatta bakire-i islamiyenin görülmemiş bir hırs ve vahşet ile bekâretleri parçalanmak, başları kırılmak, beyinleri çıkarılıp ellerine verilmek, bazılarının başını ağaçlara vura vura ve taşlarla eze eze hayatına hitam (son) vermek gibi pek hunin (kanlı) ve pek feci işkence ve mezalime şahit olunmuştur.

Pek müthiş ve pek vahşiyane bir surette ve tamamiyle "Kurun-u Vüsta" 'ya (ortaçağa) has bir zihniyetle tatbik edilen bu hareketleri imkân ve zamanın adem-i müsaadesine binaen (izin vermemesinden ötürü) fotoğrafya ile tespit edemediğimize pek müteessifiz (hayıflanıyoruz).

Maamafih (böyle iken) bu mezalim, şekil ve şümûl itibariyle kelimelerin kudret-i beyanı (söyleniş gücü) dahiline girebilmek kabiliyetinden mahrum olmakla beraber daire-i ıttılamıza vasıl olanlardan (bilgilerimiz dahiline ulaşanlardan) bazıları âlem-i insaniyet mümessillerinin nazargâh, takdir ve imanına vaz' edilmek (gözleri önüne,değerlendirmelerine ve inançlarına bırakılmak), 20. Asırda Yunan medeniyeti hakkında âlem-i insaniyete bir .... kalmak üzere hülâseten (kısaca) cem ve telfik edilmiştir (toplanmış ve ulaştırılmıştır)

Eşya ve mahsulât hakkında gerek cebren (zorla) vaki' olan magsubat (gasbetmeler) ve gerek kasden ika' edilen hasarat (yapılan / verilen zarar) bedeli ise başkaca bir deftere kayd edilerek gösterildiği vechile (gibi) milyonlara baliğ olmuştur (ulaşmıştır)

Gözler önünde mütaaddit ismetlerin (pek çok günahsızlıkların / namusların ) parçalandığını ve bir hayli masum kafaların kırılıp ezildiğini gören ve engizisyon devrini aratacak bir hengâme-i şenaat (kötülük karmaşası) içinde bulunduğunu pek feci suretde fiilen idrâk eden (kavrayan) halk, elyevm (bu gün) duçar olduğu fecai karşısında mazlûm ve hiras (korku içinde) bulunduğu cihetle hodbehod (kendi kendine) felâketini teşrihe kendilerinde hakk-ı kelâm (söz hakkı) bulamadıkları gibi bu babda (konuda) etraflı tahkikat icrasına (araştırma yapmağa) halen imkân da mevcut olmadığından ber vech-i zir (aşağıda olduğu gibi) arz olunacak vakayi (olaylar) her halde yine akıllılarca değerlendirilecektir.

1-Her türlü beşeriyet-i cihanda vareste bulunan (kurtulmuş olan / dokunulmaz olan) ecdad-ı beşeriyenin huzurgâh-ı ebedisi (insanların atalarının sonsuza kadar huzur içerisinde bulunacakları yer ) olmak itibariyle makabir (mezarlar) her memlekette ve her din nazarında haiz-i hürmet (saygın) bulunduğu halde "...." civarındaki Müslüman mezarlıklarının taşları sırf kasd - ı hakaretle (aşağılama kasdı ile) parça parça kırılmış , meyhane pazarı ve civarındaki

büyük kabristanın bir köşesine masalar vaz'ıyla meyhane teşkil edilerek şu haliyle de tahkirat-ı diniye (dine hakaret) de bulunulmuştur .Serbet-i edyan (dinlerin özgürlüğü) her devlette umde-i esasiye (ana dayanak) bulunduğu halde Yunanlılar tarafından vicdaniyata varıncaya kadar teşmil-i zulm ile (zülmü yaymakla), Ramazanda günlerce camilerde namaz kılmak ve ezan okumak men edilmiş ve namaz kılındığı sıralarda da cemaat ve minarede ezan okuyan müezzinler alenen tahkir ve istihkâf olunmuştur (hakarete uğramış ve aşağılanmışlardır).

Bunun çete korkusundan ötürü icabettiğini ileri süren din mütecavizleri (saldırganları) kendi milletdaşları olan Rumların serbest serbest sokak ve gazinolarda bulunmalarını men' etmemişlerdir (yasaklamamışlardır).

İlân olunan idare-i örfiye mucibince (sıkı yönetim gereğince) akşam saat 9.00 dan sonra dışarıya çıkmak suret-i katiyede men edildiği (kesinlikle yasaklandığı) halde "Yukarı M...."da Hırıstiyan ahalinin envai türlü çalgılarla icra-yı ahenk etmeleri (eğlenmeleri) terviç ve el nizam olunmuştur (artırılmış ve düzenli hale getirilmiştir).

Erbab-ı namus ve haysiyetden olup aslında her biri birer iş ve mevki sahibi bulunan ve hiç de bir edna (bayağı ) kabahatleri dahi olmayan Kaza müdde-i umumisi (savcısı) İbrahim Ethem Bey'le Yenice mahallesinden ..... zade....., kahveci İsmail çavuş,.... zade Ali, dava vekili Hulusi, Keresteci ve değirmenci İbrahim efendiler ve hacı İshak Ağa bilâ sebep (nedensiz) tevkif edilmişlerdir...

3 Kasım, 10. Sayı,2. Sayfa

İka Edilen Mezalim-i Vahşiyanenin (Vahşi Zulümlerin) Tahkik Edilebilen (Araştırılabilen) Aksamı Hakkında Vücuda Getirilen Kitaptan

Tevkif ve esbab-ı sahiyeden mahrum bulunarak (hiç bir gerçek neden olmaksızın), sefain (gemi) hapishaneliğinde ve müzdehim ( üst üste) bir halde bir iki gün mevkuf tutulduktan sonra esna-yı rahda (yol boyunca) Parsa ve Nif Rumlarının müctemien şetim ve tahkirine ( hep birlikte sövme ve hakaretlerine ) maruz bırakılmak suretiyle gayr-i kabil-i tasvir-i azap (anlatılması olanaksız eziyet) içinde kolları bağlı olarak teşhiren (gösterilerek) karadan İzmir'e sevk edilmiş ve orada 37gün Yunan jandarma dairesi nezarethanesinde ihtilattan memnu (konuşup görüşmekten yasaklı) bir halde kaldıktan , esna-yı mevkufiyettre (tutukluluk süresinde) de hiç birinin haysiyet-i zatiye ve mevki-i içtimaiyesi nazar-ı itibare (kişisel onuru ve toplumsal konumu göz önüne / dikkate) alınmayarak kovalarla su çektirilmek ve elleriyle ayakyolu temizlettirmek suretiyle haklarında envai (çeşitli) hakaret ve tezellülat tatbik edildikten (aşağılama uygulandıktan) sonra bilâsual ve lâcevap (sorgusuz sualsiz) tahliye edilmiş ve gûya tazmin-i masumiyet (suçsuzluk ödentisi) olmak üzere ellerine Onbeşer lira mükâfat verilmiştir . Tahkik heyetinin geleceğini anlamamış olsalardı bu biçarelerin belki de aylarca bilâsebep ve bigayr-i hak (sebepsiz ve haksız yere) mevkuf kalacakları tabii idi.

Memleket eşraf ve müttehizatın (saygın kişilerinden) kasabada bilâsebep ve bilâsaul (sebepsiz ve sorgusuz) günlerce mevkuf tutulan ve haklarında çeşit çeşit zulüm ve işkence , tazyik (baskı) icra edilen zevatın hadd-i hesabı yok. Bunların esamesi (isimleri) tahkikat ile meydana çıkarsa da bizce buna kuvva-yı mania (engelleyici güç) sebebiyle imkân bulunamadı.

Cami-i kebir mahallesinde silah taharrisi (araması) vesilesiyle yapılan mezalim: Ambar memuru Ali efendi, Ekmekçi Rafet Efendi mahdumu Mustafa Efendi, Gözlüklü Pomak İbrahim Ağa, kendilerinde hiç bir silah bulunmadığı halde " silah çıkar" diyerek bitdefaat (defalarca) sopalarla , tüfek dipçikleriyle bayılıncaya kadar dövülmüş, bu sürede feryat ve figanı ayyuka çıkan kadınlar bile şiddetli suretde darb olunmuştur (dövülmüştür)

Muhacir Hüseyin Ağa kendinden geçinceye kadar yediği dayak neticesinde ailesi ile birlikte İzmir'e hicret etmiştir.

Ziştoylu Recep Ağazade Amir Efendi ayağından asılarak darb edilmiştir.

Berber Hacı Davut zevcesi (eşi) Seyide Hanım ve kerimesi (kızı) Hatice hanım ve kebapçı Hüseyin zevcesi Fatma Hanım şiddetli suretde darb edilmişlerdir.

Arabacı Hacı Mustafa oğlu Süleyman şiddetli suretde darb edildiği gibi bir çift elmas küpesi de aşırılmıştır.

Hacı Ali oğlu Hüseyin'in üzerinde 5 sopa kırılmıştır.

Kahveci Zileli İsmail,Muhacir (göçmen) Hoca Salim Efendi,Muhacir arabacı Refet,Muhacir Mustafa oğlu Ali şiddetli suretde darb edilmişlerdir.

Ziştoylu Mehmet Ağa mahdumu (oğlu) Nuri Efendi, zevcesi Emine Hanım, Gelini Saadet Hanım, Baba oğul bir ağaca asılarak müthiş suretde dövüldüğü gibi başlarının altına kuru ot konularak hanımlarda tüfek dipçikleri ile yerlere serilmişlerdir.

Şakir Efendi zevcesi Müfide Hanım müthiş suretde dövülmüş ve cerhden iki parmağı sakat kalmıştır.

Şakir Efendi Biraderzadesi Mehmet Efendi , zevcesi Nuriye Hanım 20 günlük lohusalığına merhamet edilmeyerek pek şedit suretde darb olunmuşlardır.

Belediye komiseri Hamdi Efendi validesi Hanımi zevcesi hanım pek müthiş suretde döğülmüş ve bu meyanda (arada) bir saatle bazı eşyaları aşırılmıştır.

Muhacir Hüseyin, Jandarma Muharrem validesi Fevziye Hanım, manifaturacı Tevfik Efendi, Sirozlu uncu Ahmet Efendi, Ali oğlu Recep,arabacı Filibeli Kara Mehmet, Hercanoğlu damadı Hüseyin Efendi şiddetli suretde darb edilmişlerdir. Arabacı Zakir Ağa ayaklarından salben (asılarak) darb edilmiştir.

Uzun ovalı Hacı Mustafa, Muhacir Haşim Ağa, Keçeci Ali Efendi, Filibeli Çakır Mustafa, Muhacir Mustafa oğlu Ahmet, Muhacir Mustafa oğlu Ali, cümlesi haşim ağanın hanesinde darb edilmiş ve içlerinden bazılarının tırnakları arasına küçük kazıklar sokulmak suretiyle pek feci işkenceler yapılmıştır.

Hercan oğlu kerimesi (kızı) Pembe Hanım, Arnavut Malik oğlunun zevcesi darb edilmişlerdir.

Kürt Ali Çavuşun yatakları arasında bulunan 8 lirası aşırılmıştır.

Kasaba Müftüsü Hüseyin Basri Efendi pek müthiş bir suretde darb edilmiş ve Müftü olduğunu söyleyince de " biliyoruz ve onun için dövüyoruz" demek suretiyle din-i islama karşı ilân-ı gayz edilmiştir.

Mahalle Muhtarı Poyrazzade Hüseyin efendi pek şiddetli darb edilmiştir.

M....ce mahallesinde silah taharrisi bahanesiyle yapılan mezalimde Filibeli Ramazan , biraderi Şaban, Varnalı Nuri tokat, kama, ve dipçik ile şedit suretde darb edilmişlerdir.

Tireli Hhalil çavuş oğlu emin Efendi 3 defa yere yatırılarak şiddetli suretde darb eilmiştir.

Reji memuru Fuat Bey, Tabur imamı Hacı...e Efendi,Dava vekili Osman Efendi, Tekeli oğlu Arif Efendilere pek ziyade tehdit ve tazyik edilmiş (korkutmaya çalışılmış ve baskı yapılmış) ve Osman Efendinin eslah-ı gayr-i mamnuadan (yasak olmayan silahlardan) 150 lira kıymetinde küçük bir rövelveri (tabancası) ve iki adet antika gümüş işlemeli çakmaklı tüfengi gasb edilmiştir. Halbu ki asar-ı atikadan olan bu gibi eslahe-i atikanın (antika silahların) ilânat-ı resmiye ile Yunan kumandanlığı tarafından memnu (yasak olmadığı bildirilmiş idi .

Hamidiye mahallesinde silah taharrisi (araştırması) bahanesiyle yapılan mezalim: Emir hüseyinin kayın validesi Hasbiye abla, İmam Mustafa Efendi,Kasap idris zevcesi Ayşe, Bosnalı Vahap hemşiresi Hasibe, Giritli Hhalil Ağa, Nalıncı Hüseyin ve ailesi Boşnak Muhammet Efendi ailesi, Giiritli Osman zevcesi afitab hanım, Bekir oğlu İbrahim Efendi, Bacakoğlu Mustafa, İsmail oğlu İnce Pehlivan pek çok darb edilmiş, türlü türlü işkenceler yapılmıştır.

 

 

 

17 Kasım ,15. Sayı, 2.sayfa

İka Edilen Mezalim-i Vahşiyenin Tahkik Edilen Beyanı Aksamı Hakkında

Vucûde Getirilen Kitaptan:

Yeni köyden namus ve hissen haliyle maruf Halil oğlu Hakkı, köye gelen bir tabur askerin kumandanı tarafından ,silahların teslimi hakkındaki emre itaatle evinden silahını alıp getireceği sırada bir kaç asker tarafından ,kollarından sımsıkı bağlanarak "tabura tecavüz edecekti" denilerek kumandan muvacehesinde ,bir ağaca asılmış salıncak gibi sallayarak ve her sallandıkça başı ve omuzlarını ağacın dalına çarptırmak suretiyle kafasını ve kollarını fena bir halde kırarak ,bilahare yere düşürülmüş ve henüz canının çıkmadığını görerek kafasına dört beş el kurşun sıkılmış,bununla da kazm-i-gayz edilmiyerek (öfkerini yenemeyerek) on onbeş kişi üzerine yürüyüp taşlarla dipçiklerle başını ezmişler ve öldürmüşlerdir.

Bir tek köylünün hemde masum bir ferdin koca bir tabura tarizi (sataşması) mümkün müdür. Silahını teslim eden bir sahibi-hüsnü-hali ( iyi huy sahibini) öldürmekle mi mükafatlandırılır.

Bu biçarelerin Müslüman olan hukuku böyle çürüyüp gidecek midir ?..

Bundan 15 gün önce oralarda asayişi bozucu hiç bir hal ve hareket olmadığı halde Kastelli karyesinin on-onbeş dakika ötesinde ve Kastelli yolu üzerinde ,karye-i- mezkureden (adı geçen köyden) Deli Mustafa'nın hızmetkârı Ahmet, sağ şakağından kurşunla vurulmuş ve sağ kulağından sokulan bir süngü sol kulağından çıkmış ve göğsü, kasap dükkanında teşhir olunan koyunlar gibi ,yağları görünmek üzere dilim dilim kesilmiş olarak bulunmuştur.

Yine aynı tarih ve aynı mevkide Karye-i-mezkûreden (adı geçen nahiyeden).... oğlu Süleyman efendide boynunun sağ tarafından süngü ile yaralanmış ve kafatası parçalanarak beyni dağılmış bir halde görülmüştür.