Arap Basını

3 kasım, 10. Sayı, 2. Sayfa

Mısır Meselesi

Elehram gazetesinden (Mısır)

3 Ekim 1335 tarihli Elehram gazetesinde, Newyork'da münteşir (yayınlanan) 27 ağustos 1335 tarihli "E......" gazetesinden naklen.

"Amerikan Meclis-i Meb'usanında Mısır meselesi " ser levhasıyla muharrer (başlığı ile yazılmış) makalenin nukat-ı esasiyesi (önemli noktaları) ber vechi zirdir. (Aşağıda olduğu gibidir).

Amerika Meclis-i Meb'usanı 15 Ağustos 1335 'den itibaren Versay muahede namesinin, haklarında adalet gözetilmesi ve tecavüze uğrayan zayıf akvamın metâlibini istima'a (ulusların isteklerini dinlemeye) başlamıştır. Mısır'ın müdafaa ve hürriyeti için söz söyleyenlerin başında, sabık jüri hakimi ve cemiyet-i teşriiye 'nin sulh Konferansına gönderdiği heyetin müsteşarı "Mıster Josef K..k "bulunmaktadır.

Mıster K...k" : "Muahede-yi sulhiyenin (barış anlaşmasının) hal-i şeklisiyle (şimdiki durumuyla) kabulü, İngiltere'nin Mısır üzerindeki âmâline muvafakat (emellerine razı olmak) demektir. İngiltere ise Mısır'a hürriyet-i mutlaka bahş etmeyecektir (kesin bağımsızlık vermeyecektir). İngilizler Hindistan'ı muhafaza eden Süveyş kanalını muhataraya ( tehlikeye ) düşürmemek fikriyle Mısır'a hürriyet bahş etmek istemiyorlar". demiştir.

Ba'de (bundan sonra) İngilizlerin Mısır'daki tatbikatlarından ve ihtilâlin esbabından (nedenlerinden) bahs etmiş ve "İngiltere senelerden beri Mısır'a göz dikmiştir. Avrupalılar ....... toplamak bahanesiyle 1882 'de Mısır'a girmiş ve Harb-i Umuminin zuhuruna (Dünya harbinin ortaya çıkmasına) kadar İngiliz işgâli devam etmiştir. İngilizler, Mısır işgâlinin muvakkat (geçici) olduğunu söylemiştir. Fakat Harb-i Umuminin zuhurunda Kânun-i evvel (Aralık) 914 de Mısır' da himayesini ilân ve Hidiv Abbas'ı hami (koruyucu) ederek tahta bir sultan iclas etmiştir (oturtmuştur). Bu hareketin makdeme-i istiklâl (bağımsızlığın geri alınması /kazanılması) olduğunu Mısırlılara söyleyerek, Mısırlıları iğfale (kandırmağa) çalışmıştır. Mısırlılar da mevcut durumu kurtarmak ümidiyle Düvel-i İtilafiyeye muavenet (yardım) etmişlerdir. İngiltere'nin Suriye ve Filistin'deki muvaffakiyeti bir milyon Mısırlıya mal olmuştur. Akd-i mütarekede, Mısırlılar nail-i hürriyet oldukları (hürriyete kavuştukları) kanaatinde idiler. Cemiyet-i Teşriiye-i Mısıriye (Mısır yasama organı) sulh Konferansına göndermek üzere aralarından bir heyet teşkil etmiştir. Mısır'' ın da Konferansta bir uzvu olacağı kanaatinde bulunmuşlardı.

Konferansa gönderilen heyet Malta'ya muvasalatında (vardığında) İngilizlerce orada ikametleri emr olunmuştur. General "...." nın müraacaatiyle heyet Paris'e gelmiş ise de Paris'e muvasalatlarında (geldiklerinde) Mısır'da İngiliz himayesinin bulunduğunun, Düvel-i İtilafiyece kabul edildiğine dair muahede nameye kaydedildiğini öğrenmişlerdir. Bunun üzerine Amerika'ya gitmek için pasaport talep etmişlerse de Amerika 'nın her işlerine vakıf (bilgi sahibi) olmaması maksadiyle İngilizler pasaport vermemişlerdir. Hatta Amerika'ya murahhas göndermemelerini bile emr etmişlerdir. Bu emir üzerine cemiyet azası arasında mahpus gibi kalmışlardır. İngilizler, Mısır'ı himayelerine almakla kendi arazisine 13 milyon nüfus ve 25 000 Kilometrekare arazi ilave etmişlerdir. İngiltere bu gün Mısır meselesinin bir mesele-i dahiliye (iç sorunu) olduğunu ileri sürerek bu fikrinin tasdikini Düvel-i İtilafiye'den talep ediyor (istiyor)."demiştir.

Netice-i makal (son söz) olarak "Mister K...k", Mısır akvamının tayin-i mukadderatları (halklarının /geleceklerinin belirlenmesi) hususunun kendilerine bahşini (verilmesini) ve Cemiyet-i Akvama (milletler cemiyetine) İstiklâl-i tam ( tam bağımsız ) olarak dahil olmalarını, İngiliz himayesinin kaldırılmasını meclisten talep ve İngilizlerin Mısır'daki ahvâline (durumuna) son verilmesini istemiştir

Mısır lehinde bir fikir hasıl etmek için Paris'teki heyetin Reisi ve orada mahpus gibi bulunan Mısır'ın genç Rüesasından (liderlerinden) Mehmet Abdi söz alarak "Mıster K...k'"in sözlerini tasdik etmiş, ""Mısır'da sahabet (sahiplik) talep ederse ancak Amerika siyaseti talep eder . Çünkü İngiliz satveti (ezici gücü) Mısırlılar üzerinde bargirandır (ağır yüktür.) Bu satvete (ezici güce) karşı hak talebinde bulunanlar ister fert, ister cemiyet olsun ya hapis veya idam edilir demektir".diye beyanda bulunmuştur.

***

5 Ocak,19. Sayı,2. Sayfa

Elahram Gazetesinden

"Mısır Müslümanları Türkiye Lehinde Müdahaleye Davet Ediliyor."

"Tribun"gazetesinin müstemlekât umuruna dair nusha-i mahsusasından

(. sömürge işlerine ait özel sayısından)

Elahram" gazetesi, Türkiye lehine müdahale etmeleri zımnında (anlamında/ ilgili olarak) Mısır Müslümanlarına vaki' olan davet hakkında atideki (aşağıdaki) şedit makaleyi neşr etmektedir

"Sulh Konferansına bilmüracaat (başvurarak), Türkiye'nin mukarreratı tayin edildiği (hakkında verilen kararlar saptandığı) gün düvel-i mezkûreye (adı geçen devlete) karşı lütûfkâr ve müsamahakâr (iyi ve hoşgörülü) davranılmasını rica zımnında Mısır Müslümanlarına hitaben neşr olunan bir beyanname bütün Mısır ahâlisinin ağzında dolaşıyor.

Osmanlı İmparatorluğuna dini ve ırsi rabıta (bağ) ile merbut (bağlı) bulunan Mısır Müslümanlarına işaa edilen bu haletin (duyurulan bu durumun) doğrudan doğruya kalplerine te'sir etmesi ve bu kadar felâketler içinde çalkalanmakta olup kendisine muavenet (yardım) edecek birini aradığı halde etrafında kendini yutmağa hazır plân-ı ihitirskâraneye (aç gözlülerin planına) tesadüf eden, bu gibi bir halde (durumda), dostun imdadına şitab eylemeleri (koşmaları) şayan-ı hayret (şaşılacak) bir hareket olmaz mı .?

Alem-i İslâmın , Türkiye'nin mukadderatını ellerinde tutanların adil ve rahim olmalarını talep etmesi ve düştüğü mahalde kendisine merhamet eden bir elin bulunması ve dostlarının kendisine muavenet etmesi hiç kimseyi hayrete duçar etmez (düşürmez).......

Mısır ahâlisi şiddetle hareket eden Avrupa hükûmetlerine , aciz kalan Türkiye'ye karşı hayırhahhane (iyiliğini ister) bir tarzda muamele etmesini talep etmekle cinayet her ne suretle yapılırsa yapılsın daima cinayet olacak ve bir adamı katl etmek (öldürmek) bir cinayet ise siyaset namını taşıyan vadide dahi bir milleti imha (yok) etmek aynı derecede cinayet olduğunu , Türkiye hakkında bilâtebeyyün (ortaya çıkan) su-i niyetlerle , yaşamak azminde bulunan bir vücudu itlâf etmekle (öldürmekle) hunharane (kanlı) bir cinayet irtikab eden (işleyen) bir kimse daha müthiş ve menfur (nefret edilen) bir hareketde bulunacaklarını düvel-i mezkûreye ihsas etmiş (adı geçen devlete/ Türkiye'ye hissettirmiş) olacaktır. İçinde yaşadığımız asır, hissiyat devri değil, münfaat devridir; hod be hod (kendi kendine, maateessüf menfaat-i hissiyane takdim eden bir devredir. Osmanlı meselesi karşısında bizim vazifemiz , hissiyatımıza kapılmadan evvel iyiyi fenadan tefrik etmek (ayırmak) üzere gerek iyiliği gerek mazarratı (zarar veren şeyleri) lâyıkıyla tetkik ve taammuk etmektir (inceleyip derinliğine inmektir). Mısırlıların Konferansa müracaatıyla, bedbaht (kötü tâlihli) kardeşi Türkiye lehine müdahale etmeleri talep olunuyor; fakat müracaat edilmesi talep olunan Konferans, Mısır meselesi hakkında ref' olunan (kaldırılan) arıza-i şikâyetlere (şikâyet dilekçelerine) kulaklarını kapayan heyet değil midir?

Mısır heyet-i murahhasası, Konferans kapılarını her gün vurduğu halde cevab-ı red (geri çevrilme) den başka bir şey görmedi. Konferans kuva-yı beşeriyeyi hadm (insan gücünü/ kaba kuvveti yıkma) ile yerine hakkı ve adâleti te'sis edecekti; bilâkis (tam karşıtı) sedd-i keyfi ve ..... temsil eden bir bina kurarak dağıldı. Konferans bizim davamızı isma' dan imtina ettiği (işitmekten kaçındığı) halde, bizim başkalarını müdafaa etmemiz nasil kabil (mümkün) olabilir ? Bu fikir olsa olsa hasta bir dimağın (beynin) icad-ı garibesi ( garip uydurması) olabilir.

İddiamızla Konferansa icra-yı tesir (etki etmek) mümkün olsaydı, kardeş Türkiye hakkında biraz merhamet uyandırmak için Konferans kapısının eşiğinde , hatta alnımızı kanatacak derecede secde etmeğe hazır ve razı olurduk. Fakat Karadağ'ın ilk evvel İtilâf Devletlerinin yanı başında ahz-ı mevki ettiği (yer aldığı) halde rica ve niyazlarına rağmen haritadan silindiğini, Romanya'yı, ümit ettiğini istihsal etmek için sesi kısılacak derecede bağırdığı halde dinleyen olmadığını, İtalya'nın - büyük bir devlet olduğu halde - bütün tehdidatına (korkutmalarına) rağmen emeline nail olamadığını gördük. Bütün bu şeyleri Konferansda gördüğümüz halde artık rica ve istirhamdan ne bekliyoruz ?..

Biz, Sulh Konferansının adalete itimad edenleri yok ettiği iddiasındayız. Çünkü milletlerin gayr-i meşru tağyiri (haksız yere bozulması /değiştirilmesi) ile..... ettikleri şey herhalde memnu' (yasak) ise de Avrupa devletleri veya sulh Konferansı hakkında değildir.

Binaenaleyh (buna göre) Mısır Müslümanlarını Türkiye lehinde müdafaaya davet etmek faidesiz bir harekettir. Hatta bize göre daha da zararlı olur. Sinsi düşmanlarımız, anasır-ı Hırıstiyaniyeyi katliam edeceğimiz (toplu olarak öldüreceğimiz) iddiasını ileri sürdüler ve biz tekzibe tevessül ettiğimiz (yalanlama yoluna gittiğimiz) vakit kabahati Türklerin üzerine atarak, bizi ekâliyetlere karşı (Türklerin) teşvik eylediklerini ispata kalkıştılar ; bunu da tekzip ettik ve bizim maksadımızın hür ve serbest yaşamak olduğunu âleme ilân ettik.

Fakat onlar bu kere de Türkiye'nin aguşuna (kucağına) atılmak için İngiltere'nin pençelerinden kurtulmak istediğimizi ileri sürüyorlar Ve bizim Türkiye'ye karşı tezahürat-ı ühüvvetkârane ibrazı (kardeşlik gösterisinde bulunmak) suretiyle bu duaların sıhhatini te'yidetmemize intizar ediyorlar (doğrulamamızı / kuvvetlendirmemizi bekliyorlar).

Biz Türklerle dindaşız, ; düşmanlarımız rabıta-i dinimizin (dine bağlılığımızın) en zayıf noktamız olduğunu biliyorlar ve bizi daima onunla avlamağa sarf-ı gayret ediyorlar (çaba harcıyorlar). Şimdi bizi Türkiye'yi müdafaaya sevk ederek (yönlendirerek) Mısırlıların istediklerinin istiklâl olmadığını, zira onun ne demek olduğunu bilmediklerini, fakat idare-i zâlimanelerine (zâlimce yönetimlerine) rağmen Müslüman bir devleti , medeni ve hayırhah (iyiliğini isteyen) bir devlete tercih eylediklerini âleme ilân etmek fırsatı ele etmek istiyorlar.

Ben bütün mesuliyeti üzerime almak suretiyle ilân ve beyan ederim ki sulh Konferansı nezdinde (yanında ) Türkiye'yi müdafaa etmek hakkında Mısırlılara davet ne bir Mısırlının dimağından (aklından) neşet etmiş (çıkmış), ne de makûl (akılıca) bir harekettir.

Mısırlılar Müteyakkız (uyanık) davransınlar !...

***

12 Ocak, 20. Sayı, 4. Sayfa

İskenderiye'de İntişar Eden " Vadi El Nesl" Gazetesinden

Bütün akdar vasi' mikyasta ( değerler geniş boyutta / ölçekte) kanlı bir şekilde yok olmaya devam etmektedir.

"Mısır Mısırlılarındır. Wilson Prensiplerinden başka bir şey tanımayız."

Mısır'daki bu tezahürata İslâm, Hırıstiyan , eşraf, ahâli, ulema, cahil, asker, memur, amele hatta aşair mensubu iştirâk etmektedir (katılmaktadır)

İskenderiye'de pek çok zevatın gözü önünde İngilizler otomobillerle ahâlinin üzerine mitralyöz ateşleri icra ederek bir çok masum ve bigünah (suçsuz ve günahsız) kimseleri hâk-i helâke sermişler (cansız yere sermişler) ve İskenderiye çarşıları ateşler içerisinde kalmışlardır.

İngilizlerin bu şiddet politikasına karşı her taraftan protestolar yağmakta, Fransız ve İtalyanlar bile Mısırlılara acımakta bir lisan-ı tesirle (etkili dille) itiraftan çekinmemektedirler.

Maahaza (bunla beraber) ne o şiddetler , ne de o mitralyözler Mısırlıların azm-i kat'i merdanelerine (kesin kararlı yiğitliklerine) mani' olamamaktadır." .

 

15 Mart, 30. Sayı, 2. Sayfa

Mazi ve İstikbâle Raci ' Musib (geçmiş ve geleceği ilgilendiren isabetli) Fikirler

Suriye'de , Şam-ı Şerif'de münteşir " Elehram." ceride-i yevmiyesi (günlük gazetesi), 5 Kânun-i sani (Ocak) nüshasında yazdığı baş makalede malûmat-ı atiyeyi dermeyan ediyor (aşağıdaki bilgileri anlatıyor):

"Türklerle beraber yaşadığımız zaman nimet-i meşrutiyetten birlikte istifade ediyorduk. Hukuk-u siyasiye ve içtimayimiz (politik ve toplumsal hukukumuz) birdi. Memleketimiz müstakildi., istiklâlimizi şaibedar eden (bağımsızlığımızı şüpheli hale getiren) bir şey varsa o da mahud (bilinen) hareketlerimizle siyaset ve idaremizde Türklerin derecesinde olmadığımızdan onların ihmaline maruz kaldık. Hakkımızı talep edince duçar-ı red olduk (reddedildik) Bunun üzerine birbirimizle çarpışmaya başladık. Bütün musibetlerimiz (sıkıntılarımız) bunun neticesidir. Maamafih (bununla beraber) biz anlaşabilirdik. Biz itidalperver olsaydık (ılımlı davransaydık/ olmayı sevseydik ) onlar da müsamahakâr (hoş görülü) davranırlardı. Her şey olur biterdi. Türkler de bizim gibi şerefli bir millettir. Onlar da lisan-ı Arapla (Arap dili ile) şanlı mazisini, edebiyatını yad eder. Hiç bir Türk bize karşı, Avrupalıların Asyalılara karşı aldıkları vaziyetleri alamazdı" diyor. Ve makalesinin nihayetinde de şu musib (isabetli / yerini bulan) fikri ileri sürüyor.

"Sulh Konferansı ne Türkiye'nin ne de Arabistan'ın mukadderatını (geleceği ile ilgili kararları) henüz tayin etmedi (belirlemedi). Fakat Türk de kendisi için hazırlanan zincirleri görüyor ve bu zincirlerle bağlanmaktan kurtulmak istiyor.

Türkler Uyansın, Araplar da uyumasın"

***

Bağdat Üzerine Yürüyorlar

"Elbeşir" Gazetesinden

Beyrut'da intişar eden " Elbeşir" gazetesi 14 - 20 numaralı nüshalarında Asakir-i Arabiyenin (Arap askerlerinin) "...." sancağını işgal eylediğini ve büyük bir Arap ordusunun Fırat sahili boyunca Bağdat üzerine yürümekte olduğunu ve İngiliz askerlerinin kâmilen ve müsellehen ( tamamen ve silahlı olarak) düşmanlarını beklemekte olduklarını yazıyor.

 

Şam'da İntişar Eden " Elâhram.." Gazetesinden

Humus'dan varid olan son malûmata nazaran "...." havalisi ahiren (sonunda) Fransız kuvva-yı işgaliyesi tarafından gönderilen bir kuvvetle istilâ edilmiş ve kâfillik (kefil olmak) taleb olunmuş ise de ahali bu teklife karşı hem adem-i itaat ( boyun eğmemiş) hem memleketin tahliyesini (boşaltılmasını) taleb etmişlerdir. Talep ve ika'a (istek ve yapılanlara) Fransızların ehemmiyet vermediklerini gören yerli ve civar ahalisi galeyana gelerek, memleketi kuva-yı mücavireye rabt eden (çevredeki güçlere bağlayan) telgraf tellerini kestikten ve köprüleri yıktıktan sonra müsademeye (çarpışmaya) başlamışlardır. Tarafeyn (taraflar) arasında hayli kan dökülmüş ve kuvve-i işgaliyenin otomobilleri ve mühimmat-ı harbiyesi, mitralyözleri kâmilen ahali tarafından iğtinam (yağma) olunduktan sonra memleket istirdad edilerek (geri alınarak) hükûmet konağına tekrar Arap sancağı keşide edilmiştir (çekilmiştir).

Yine aynı gazetede yazıldığına göre "..." kazasına gönderilen büyük mikyasda bir işgal kuvveti dahi ahali tarafından silahla karşılanmış ve bir çokları katl edildikten (öldürüldükten) sonra şehirden tard edilmişlerdir . İrtibat zabiti otomobil ile firar etmiştir.

***

22 Mart 1920,32. Sayı, 3. Sayfa.

Sad Zaglul Paşa'nın (*) Beyanatı

"Hakkın ve adalatin nuvid-i ebediyesine mazhar olacaksanız ( hakkın ve adaletin sonsuz müjdesine kavuşacaksanız), kahır ve adavet görseniz de ibtizali ( eziyet ve düşmanlık görseniz de güçsüzlüğü) kabul etmeyiniz "

İskenderiye'de intişar eden "El Ahali" gazetesinin 24 Rebi-ül evvel 338 tarihli nüshasından:

Mısır Milli reisi "Sad Zaglul " Paşa'nın ümmet-i Muarrebeye (Araplara /Araplaşmış ümmetlere) beyanatı olup Mısır Merkez komitesi tarafından neşredilmiştir.

"Muhterem Vatandaşlarım:

Görüyorum ki Kaviler (güclüler) yani mağrur olanlar keza memleketimizde "himaye" usulünü tatbik emrinde istihsal-i rızanız (razı olmanızı sağlamak) için her vesileden (bahaneden / fırsattan) istifadeye çalışıyorlar ve bu suretle kendilerini bütün bütün takviye ve sizi zaafa düşürüp mahv etmek istiyorlar.

Vatandaşlarım, onların hile ve hadialarına (oyunlarına) aldanmayınız ve tehditlerinden korkmayınız. İstiklâliyet-i tamamiyenin (tam bağımsızlığın), sizin bir hakk-ı meşruanız olduğunu bilfiil (eylemlerinizle)ispat ediniz.

Sizin için en kavi (güçlü) metanet--i ittihadınız (birliğinizin sağlamlığı) o hakkı talep hususunda tecelli eder (istemek konusunda ortaya çıkar).Eğer böyle yapmazsanız - ki vatanperverliğiniz buna manidir - .mahv ve perişan olacaksınız. Şuhedanıza (şehitlerinize) ihanet , mazinize hakaret edecek ,kendi ellerinizle kendi boynunuza zincir-i zillet-i esaret (esaretin alçaklık zincirini) takacaksınız, kendi milletinizi öyle bir zül ve ibtizale (utanç ve değersizleşmeye) yuvarlayacaksınız ki .......bile ...... edemeyecektir .Eğer azimet(Sonuçta), ihlasınızdan, metanet-i ittihadınızdan ve kuvvet-i vatanperverinizden ( kurtuluşunuzdan, birliğinizin sağlamlığından ve vatan sevginizin gücünden) ümitvar olduğum vechile (gibi), şahamet-i cibilliyenizi (doğuştan var olan yiğitliğinizi) müttehiden ( doğuştan sahip olduğunuz yiğitliğinizi birlikte ) gösterir ve takip ettiğimiz gaye-i meşrua-yı) istiklâlperesdide (bağımsızlık aşkımızın haklı amacında) devam ve istikrar eylerseniz (kararlı davranırsanız), kendiniz hakkın ve adaletin ....ebediyesine mazhar (kavuşmuş) olacaksınız

Binaenaleyh (buna göre) kahır ve adavet (düşmanlık) görseniz de ibtizali (değersizleşmeyi) kabul etmeyiniz. Zulüm ve itisafa duçar olsanız da ( haksızlığa uğrasanız da) esaret ve hüsranı (yenilgiyi/ hayal kırıklığını) kabul etmeyiniz. Katiyyen (kesinlikle) bir gün gelecektir ki hakkınız tecelli edecek (belirecek / ortaya çıkacak/ ) ..... adalet-i ilahiye hasmınızın mezalimi karşısında .......olacak ve nihayet celb-i hükm-el hakimiyetin arzusuyla istiklâliyet-i tamınız (tam bağımsızlığınız ) emrindeki amaliniz (emelleriniz) tahakkuk eyleyecektir (gerçekleşecektir)".

(*) Sad Zaglul Paşa : (1860-1927)Mısır Devlet adamı, Avukat. 1919'da Mısır'ın kurtuluşunu isteyen "Veft" delegasyonunun başına geçti ve aynı adlı Milliyetçi partiyi kurdu. 1921'de Seychelles adalarına sürüldü,1923 'de serbest bırakıldı. 1924 ' de Başbakan ve 1926 da Meclis Başkanı oldu. (Meydan Larousse)